Profilo di aliAli AyvazFotoBlogElenchi Strumenti Guida

Blog


25 febbraio

yazı yazalım


aliayvaz

<DIV style="FILTER: shadow(color=RED); LEFT: 30px; WIDTH: 229px; TOP: 10px; HEIGHT: 142px; TEXT-ALIGN: center"><BR><FONT color=brown size=7>aliayvaz <BR></DIV></FONT>

 


aliayvaz

<DIV style="FILTER: shadow(color=#c0c0c0); WIDTH: 300px"><BR><FONT color=#cc0000 size=20><FONT color=#ff0000>aliayvaz</FONT>
<P></P></DIV></FONT>

aliayvaz
<span style="width: 100%; font-size: 24px; font-family: Arial Black; color: Black; Filter: Glow(Color=#00FF00, Strength=6)">aliayvaz</span>
aliayvaz
<span style="width: 100%; font-size: 24px; font-family: Arial Black; color: Green; Filter: Shadow(Color=#0000FF, Direction=225)">aliayvaz</span>
aliayvaz

<span style="width: 100%; font-size: 24px; font-family: Arial Black; color: Blue; Filter: Wave(Add=0, Freq=2, LightStrength=20, Phase=10, Strength=5)">aliayvaz</span>

 

 http://spaces.msn.com/aliayvaz

20 febbraio

Space'te meşhur ol

 
Image Hosted by ImageShack.us HHHHHHHHHHHH.jpg  10000.jpgBRONZ.jpg

PASAPORT ÇIKARTMAK İÇİN http://www.onlinewahn.de/generator/index.htm

SİTESİNİ ZİYARET ET

Image Hosted by ImageShack.us

 

 YAZI YAZDIRMAK İÇİN http://www.hetemeel.com/einsteinform.php   SİTESİNİ

ZİYARET ET

Image Hosted by ImageShack.us


Shot at 2007-07-08

 

GAZETEYE MANŞET OLMAK İÇİN  http://www.onlinewahn.de/generator/index.htm

SİTESİNİ ZİYARET ET

Image Hosted by ImageShack.us


gazete.jpg z-bildgazete2.jpg

TV. DE YAYINA ÇIKMAK İÇİN http://www.imagegenerator.net/create/newscaster/

SİTESİNİ ZİYARET ET

Image Hosted by ImageShack.us


Shot at 2007-07-08

rfdfd.jpg sasas.jpg

                                                                                            

ANASAYFA

19 febbraio

Scorpion

 

                                cassette.gif


Hosted by Putfile.com

  SCORPIONS  Scorpio   

Hosted by Putfile.com

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      

06 febbraio

CREATION/YARATILIŞ

 

                        

Image Hosted by ImageShack.us

 

                    YARADILIŞ
 
CREATION
 
(Allah) İnsanı nutfeden (bir damla sudan) yarattı. Böyle iken
bakarsın ki o, Rabbine açık bir hasım kesilmiştir.
Kur’an-ı Kerim Nahl Suresi 4
 
He has created man from a sperm-drop; and behold this same (man) becomes an open disputer!
Qur’ an En-Nahl Verse 4
 
Arkadaşı ona cevap vererek dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir damla döl suyundan yaratan, sonra da seni (eksiksiz) bir insan şeklinde düzenleyen Allah’ı inkâr mı ediyorsun?”
Kur’an-ı Kerim Kehf Suresi 37
 
His companion said to him, in the course of the argument with him: "Dost thou deny Him Who created thee out of the dust, then out of a sperm-drop, then fashioned thee into a man?
Qur’ an Al-kahf Verse 37
 
“...sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek üç (kat) karanlık içinde oluşturuyor. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk (mutlak hakimiyet) yalnız onundur. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O halde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?”

Kur’ an-ı Kerim Zümer Suresi 6
He makes you, in the wombs of your mothers, in stages, one after another, in three veils of darkness. Such is Allah, your Lord and Cherisher: to Him belongs (all) dominion. There is no god but He: then how are ye turned away (from your true Centre)?”

Qur’ an Az- Zumar Verse 6
Allah sizi, analarınızın karnından siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.
Kur’ an-ı Kerim
Nahl Suresi 78
 
It is He Who brought you forth from the wombs of your mothers when ye knew nothing; and He gave you hearing and sight and intelligence and affection: that ye may give thanks (to Allah).

Qur’ an Az- En-Nahl Verse 6
He knows you well when He brings you out of the earth, and when ye are hidden in your mothers' wombs, Therefore justify not yourselves: He knows best who it is that guards against evil.
Qur’ an An-Najm Verse 32 Image Hosted by ImageShack.us

                                                                                                                                                                                                                                                                                                

05 febbraio

MAIL LIST

 

 

 

 

 
GERÇEK TİCARET MANTIGI
İki Yahudi arkadaş, piyasayı araştırdılar
 ve o senehaki renkte kumasin moda olacağını
 öğrendiler.Bütün varlıklarını paraya çevirdiler.
 Piyasadakibütün haki  kumaşları satın aldılar.
 Depoları burenkteki kumaşlarla doldu.Ancak;
 kimsenin hakirenkteki kumaşlara talip olmadığını
 gördüler.İki kafadar artık iflasın eşiğine
gelmişlerdi. Moiz veAron dertli dertli
 oturuyorlardi.Bıçağınkemige dayandığı bir
 gün kapi çalındı ve içeriye bir
albay girdi
"Sizde haki renkli kumaş var mı ?"
diye sordu. Kulaklarina  inanamadilar.
"Evet albayim var, gösterelim" dediler.
Albay dikkatle kumaslari inceledi "
çok begendim"dedi.
"Bu sene askerlere 200 bin, subaylara
 50 bin adethaki renkte elbise yaptıracağız.
Ancak tabi ki benim tek başıma beğenmem yetmez.
Generalimin de olur demesi lazım.
Bana bir parça numune verin yarin saat 12.ye
kadar telgraf çekersem iptal ettim demektir.
Eğer telgraf gelmezse kumaşları kesip
imalata başlayabilirsiniz.."
Ve albay numuneyi alarak gitti. O gece bitmek
bilmedi. Kimi zaman ümitlendiler,
kimi zaman "ya iptal olursa" diye göğüs geçirdiler.
Ertesi gün saat:
11.00................
11.15...................
11.30........................
11.45..................
gözleri yollarda korku ile postacıyı beklediler.
Bir taraftan postacı gelmesin diye
dua ediyorlardı. Tam 12 ye 5 kala postacı
yolun başında gözüktü. "Belki bize gelmiyordur"
diye ümitlendiler. Ancak postacı gelip
kapılarını çaldı.
Moiz büyükbir kederle koltuğa çöktü. Aron`da
çaresiz kapiyi açtı ve postacının elinden
telgrafı aldı. Titreyen elleri ile kağıdı açtı ve
sevinçle bağirmaya başladı.
Müjde Moiz, müjde............Baban Ölmüş :)))

 

BARIS MANCONUN CANLI YAYINDA KÜSTAH FRANSIZ SPIKERINE VERDIGI DERS*

 

Barış Manço Fransa'da bir televizyon kanalının canlı yayınına konuktur...

Küstah bir spiker vardır ve Barış Manço ile dalga geçmektedir...
Sürekli, "İşte Türk, yani barbar, vahşi vs..." demektedir...

Barış Manço daha fazla dayanamaz ve spikere "yanınızda kâğıt para var mı?"

diye sorar!

Bu soruya spiker şaşırır ve "evet var ama n'olacak" der...
Barış Manço ısrar edince spiker cebindeki kâğıt paraları çıkartır...

Bu olaydan az önce Barış Manço canlı yayında "Anahtar" adlı şarkısını

söylemiştir...

Bu şarkının bir bölümü şöyledir:

"Beş Akif- bir Saat Kulesi, iki Kule-bir Fatih, beş Fatih-bir Mevlana, İki

Mevlana-bir Sinan"

(Barış Manço / Anahtar şarkısı / Darısı Başınıza Albümü / 1992)

Bu şarkı bir matematik sorusudur ve şarkıda adı geçen kişiler o dönemdeki

Türk parası olan banknotların arkasında fotoğrafı olan kişilerdir...

Barış Manço spikere sorar: "Bu paranızda fotoğrafı olan kişi kim?"

Spiker:

"General......." Barış Manço diğer paralardaki fotoğrafları olan

kişileri de sorar, spikerin verdiği cevaplar hep aynıdır,

"General.......", "Amiral...........", "Komutan............."

Spikerin bu "falanca General, falanca Amiral, falanca Komutan" cevabından

sonra,

bu sefer de Barış Manço cebinden Türk paralarını çıkarır... Spikere der ki:

"Bu parada fotoğrafı olan kişi Mehmet Akif Ersoy'dur. Şairdir...

Bu fotoğraftaki kişi Mevlana'dır. Düşünürdür...

Bu paradaki fotoğrafı olan kişi Fatih Sultan Mehmet'dir. Adaletin

sembolüdür...

Bu paradaki kişi ise Atatürk'tür. "Yurtta barış, dünyada barış" diyen

kişidir...

Bizim paralarımız bunlar... Biz Türkler ince ruhlu, kibar, medeni insanlar

olduğumuz için paralarımızın arkasına "şairlerimizin",

"düşünürlerimizin","bilim adamalarımızın" fotoğraflarını bastık...

Siz Fransızlar kendiniz barbar, vahşi olduğunuz için paralarınızın arkasına

hep savaş

Adamlarının fotoğraflarını basmışsınız!" der...

Barış Manço'nun bu müthiş cevabından sonra televizyon yöneticileri
Canlı yayını keserler ve spikeri oradan kovarlar, başka bir spiker yerine

gelir ve canlı yayın yeniden başlar, yeni spiker Barış Manço'dan ve

Türklerden özür diler, proğrama böylece devam edilir...

 

KAYSERİLİ VE OĞLU

Kayseri'linin oglu
Kayseriliden para ister:
" Baba 5 milyon verirmisin "
Kayserili: " 4 milyon mu dedin?
Napcan lan 3 milyonu,
2 milyon neyine yetmiyo! Al sana 1 milyon yeter!"
Oglu parayi almiş
" Hehe... Baba zaten 500 bin lira lazimdi... "
" Bak senkerataya...
 Demek sahte para vermesem kaziklayacaktin beni..."

 

ERKEKLERI ANLAMAK ZOR
Adam komadadir, yaninda ise karisi...
 Adam'in gozlerinemli, kisik  sesiyle
karisina dogru bakar ve konusmaya baslar;
 "Ilk isten kovuldugum  zaman yanimda idin..
 Iflas ettigim gun oradaydin.. Vuruldugum
zaman ilk  gozumu actigimda seni gordum..
Trafik kazasi gecirdigimdehastanede  basucumdaydin..
" Kadin takdir edilmenin mutlulugunda.. Adam
devam eder  "Simdi komadayim yine basucumdasin..
 Sonunda anladim ama, cokgec oldu;
 yahu sen ne ugursuz kadinsin.

KADINLARIN CİNİ
Kadının biri Maldivlerde bir kumsalda yürürken ayağı eski bir>lambaya takılmış,
 kadın lambayı kumların içinden çıkarmış, ovalamış
lambayı.Lambadan cin çıkmış.
 Kadın hemen "Üç hakkım var değil mi?" diye sormuş.
 - Tamam, tamam. Beni lambadan kurtardın vs.vs.vs.
 .. ama yüksek enflasyon,iç
 piyasadaki daralma , üçüncü dünya ülkelerindeki
 düşük maaş oranları ve Güney Asya'daki
Tsunami felaketi yüzünden
 sadece sana bir dilek hakkı verebilirim,demiş.
 - Evet söyle! nedir dileğin ?
 Kadın hiç tereddüt etmeden, cebinden bir harita
 çıkararak
Orta Doğu'da barış isitiyorum.
 Bu haritadaki ülkeleri görüyormusun? 
Bu ülkelerin birbiriyle savaşmayı bırakmasını
 Barışın tesis edilmesini diliyorum
Cin haritaya bakmış ve dehşetle :
- Tanrı aşkına Kadın! Bu ülkeler binlerce yıldır
savaşıyorlar.Tamam  İşimde
 iyiyim ama o kadar da değil! 
Bunun yapılabileceğini
sanmıyorum.Başka bir dilekte bulun.
 Kadın birkaç dakika düşünmüş ve
 - Hayatım boyunca doğru erkeği bulamadım,
bilirsin Hem düşünceli,hem eğlenceli biri,
 mutfağı sevecek, ev işlerinde yardım
edecek,işinde  kaplan, annemin yanında 
kuzu olacak, sürekli futbol izlemeyecek ve
Sadık olacak erkek diliyorum, demiş.
 Cin derin bir iç çekmiş:
 - Uzat şu kahrolası haritayı
Bir gün tilki ormanda tek başına gezerken ağaca asılmış bir parça et görür. 
Etin yanına yaklaşarak incelemeye başlar ve etin arasına gizlenmiş bir bomba görür.
 Ete hiç dokunmadan 10–15 metre kenara çekilerek uzanır ve beklemeye başlar. 
Biraz sonra kurt çıkagelir ve eti görür, şöyle bir sağa sola bakınırken tilkiyi görür ve sorar: 
"Eti görmüyor musun?" 
Tilki: "Ben orucum." der. 
Kurt: "Ben yiyebilir miyim o zaman?" diye sorar. 
Tilki: "Buyur ye, afiyet olsun!" der.
 Kurt eti ısırmasıyla bombanın patlaması bir olur ve kurt ağır yaralı bir şekilde 8–10 metre ileriye sürüklenir. 
Tilki bulunduğu yerden kalkarak etin yanına gider ve başlar yemeye. Buna dayanamayan kurt sorar: 
"Hani sen oruç tutuyordun?" 
Tilki: "Top atıldı duymadın mı?" der. 

 


 

 

                                                                                                                                                                                                                                                                     

03 febbraio

İbretlik Hikayeler

Cat Stevens : How I came to Islam



            All I have to say is all what you know already, to confirm what you already know, the message of the Prophet (Sallallahu alaihi wa sallam) as given by God - the Religion of Truth. As human beings we are given a consciousness and a duty that has placed us at the top of creation. Man is created to be God's deputy on earth, and it is important to realize the obligation to rid ourselves of all illusions and to make our lives a preparation for the next life. Anybody who misses this chance is not likely to be given another, to be brought back again and again, because it says in Qur'an Majeed that when man is brought to account, he will say, {O Lord, send us back and give us another chance} The Lord will say, {If I send you back you will do the same}

  • MY EARLY RELIGIOUS UPBRINGING

I was brought up in the modern world of all the luxury and the high life of show business. I was born in a Christian home, but we know that every child is born in his original nature - it is only his parents that turn him to this or that religion. I was given this religion (Christianity) and thought this way. I was taught that God exists, but there was no direct contact with God, so we had to make contact with Him through Jesus - he was in fact the door to God. This was more or less accepted by me, but I did not swallow it all.

I looked at some of the statues of Jesus; they were just stones with no life. And when they said that God is three, I was puzzled even more but could not argue. I more or less believed it, because I had to have respect for the faith of my parents.

  • POP STAR

Gradually I became alienated from this religious upbringing. I started making music. I wanted to be a big star. All those things I saw in the films and on the media took hold of me, and perhaps I thought this was my God, the goal of making money. I had an uncle who had a beautiful car. "Well," I said, "he has it made. He has a lot of money." The people around me influenced me to think that this was it; this world was their God.

I decided then that this was the life for me; to make a lot of money, have a 'great life.' Now my examples were the pop stars. I started making songs, but deep down I had a feeling for humanity, a feeling that if I became rich I would help the needy. (It says in the Qur'an, we make a promise, but when we make something, we want to hold onto it and become greedy.)

So what happened was that I became very famous. I was still a teenager, my name and photo were splashed in all the media. They made me larger than life, so I wanted to live larger than life and the only way to do that was to be intoxicated (with liquor and drugs).

  • IN HOSPITAL

After a year of financial success and 'high' living, I became very ill, contracted TB and had to be hospitalized. It was then that I started to think: What was to happen to me? Was I just a body, and my goal in life was merely to satisfy this body? I realized now that this calamity was a blessing given to me by Allah, a chance to open my eyes - "Why am I here? Why am I in bed?" - and I started looking for some of the answers. At that time there was great interest in the Eastern mysticism. I began reading, and the first thing I began to become aware of was death, and that the soul moves on; it does not stop. I felt I was taking the road to bliss and high accomplishment. I started meditating and even became a vegetarian. I now believed in 'peace and flower power,' and this was the general trend. But what I did believe in particular was that I was not just a body. This awareness came to me at the hospital.

One day when I was walking and I was caught in the rain, I began running to the shelter and then I realized, 'Wait a minute, my body is getting wet, my body is telling me I am getting wet.' This made me think of a saying that the body is like a donkey, and it has to be trained where it has to go. Otherwise, the donkey will lead you where it wants to go.

Then I realized I had a will, a God-given gift: follow the will of God. I was fascinated by the new termino- logy I was learning in the Eastern religion. By now I was fed up with Christianity. I started making music again and this time I started reflecting my own thoughts. I remember the lyric of one of my songs. It goes like this: "I wish I knew, I wish I knew what makes the Heaven, what makes the Hell. Do I get to know You in my bed or some dusty cell while others reach the big hotel?" and I knew I was on the Path.

I also wrote another song, "The Way to Find God Out." I became even more famous in the world of music. I really had a difficult time because I was getting rich and famous, and at the same time, I was sincerely searching for the Truth. Then I came to a stage where I decided that Buddhism is all right and noble, but I was not ready to leave the world. I was too attached to the world and was not prepared to become a monk and to isolate myself from society.

I tried Zen and Ching, numerology, tarot cards and astrology. I tried to look back into the Bible and could not find anything. At this time I did not know anything about Islam, and then, what I regarded as a miracle occurred. My brother had visited the mosque in Jerusalem and was greatly impressed that while on the one hand it throbbed with life (unlike the churches and synagogues which were empty), on the other hand, an atmosphere of peace and tranquillity prevailed.

  • THE QUR'AN

When he came to London he brought back a translation of the Qur'an, which he gave to me. He did not become a Muslim, but he felt something in this religion, and thought I might find something in it also.

And when I received the book, a guidance that would explain everything to me - who I was; what was the purpose of life; what was the reality and what would be the reality; and where I came from - I realized that this was the true religion; religion not in the sense the West understands it, not the type for only your old age. In the West, whoever wishes to embrace a religion and make it his only way of life is deemed a fanatic. I was not a fanatic, I was at first confused between the body and the soul. Then I realized that the body and soul are not apart and you don't have to go to the mountain to be religious. We must follow the will of God. Then we can rise higher than the angels. The first thing I wanted to do now was to be a Muslim.

I realized that everything belongs to God, that slumber does not overtake Him. He created everything. At this point I began to lose the pride in me, because hereto I had thought the reason I was here was because of my own greatness. But I realized that I did not create myself, and the whole purpose of my being here was to submit to the teaching that has been perfected by the religion we know as Al-Islam. At this point I started discovering my faith. I felt I was a Muslim. On reading the Qur'an, I now realized that all the Prophets sent by God brought the same message. Why then were the Jews and Christians different? I know now how the Jews did not accept Jesus as the Messiah and that they had changed His Word. Even the Christians misunderstand God's Word and called Jesus the son of God. Everything made so much sense. This is the beauty of the Qur'an; it asks you to reflect and reason, and not to worship the sun or moon but the One Who has created everything. The Qur'an asks man to reflect upon the sun and moon and God's creation in general. Do you realize how different the sun is from the moon? They are at varying distances from the earth, yet appear the same size to us; at times one seems to overlap the other.

Even when many of the astronauts go to space, they see the insignificant size of the earth and vastness of space. They become very religious, because they have seen the Signs of Allah.

When I read the Qur'an further, it talked about prayer, kindness and charity. I was not a Muslim yet, but I felt that the only answer for me was the Qur'an, and God had sent it to me, and I kept it a secret. But the Qur'an also speaks on different l I began to understand it on anothlevel, where the Qur'an says, {Those who believe do not take disbelievers for friends and the believers are brothers} Thus at this point I wished to meet my Muslim brothers.

  • CONVERSION

Then I decided to journey to Jerusalem (as my brother had done). At Jerusalem, I went to the mosque and sat down. A man asked me what I wanted. I told him I was a Muslim. He asked what was my name. I told him, "Stevens." He was confused. I then joined the prayer, though not so successfully. Back in London, I met a sister called Nafisa. I told her I wanted to embrace Islam and she directed me to the New Regent Mosque. This was in 1977, about one and a half years after I received the Qur'an.

Now I realized that I must get rid of my pride, get rid of Iblis, and face one direction. So on a Friday, after Jumma' I went to the Imam and declared my faith (the Kalima) at this hands. You have before you someone who had achieved fame and fortune. But guidance was something that eluded me, no matter how hard I tried, until I was shown the Qur'an. Now I realize I can get in direct contact with God, unlike Christianity or any other religion. As one Hindu lady told me, "You don't understand the Hindus. We believe in one God; we use these objects (idols) to merely concentrate." What she was saying was that in order to reach God, one has to create associates, that are idols for the purpose. But Islam removes all these barriers. The only thing that moves the believers from the disbelievers is the salat. This is the process of purification.

Finally I wish to say that everything I do is for the pleasure of Allah and pray that you gain some inspirations from my experiences. Furthermore, I would like to stress that I did not come into contact with any

Muslim before I embraced Islam. I read the Qur'an first and realized that no person is perfect. Islam is perfect, and if we imitate the conduct of the Holy Prophet (Sallallahu alaihi wa sallam) we will be successful. May Allah give us guidance to follow the path of the ummah of Muhammad (Sallallahu alaihi wa sallam). Ameen!

 
 
AĞLAMA DUVARI
"Kudüs'te görevlendirilen bir gazeteci, AğlamaDuvarı'nın önünden her geçişinde
 yaşlı bir Musevi'ninorada öyle durup dua ettiğini fark etmiş.Bir hafta, iki hafta... Sonunda adamla bir röportaj
yapmaya karar vermiş. İzin alıp teybini açmış, sormuşadama:
- Adınız?
- David. Polonya Yahudisiyim. Yaşım 65. Smalla'da bir
manav dükkanım var. Evliyim. İki çocuğum Tel Aviv'de
bir çiçek serasında çalışıyor...
- Sizi her gün burada, Ağlama Duvarı'nın önünde, dua
ederken görüyorum.
- Evet, her sabah dükkanı açmadan buraya gelirim.
Dünya barışı ve insanların kardeşliği için dua ederim.
Öğle tatilinde bu sefer insanların mutluluğu, acıların
sona ermesi için Yaradan'a yalvarırım. Akş... da eve
dönerken, bu kez dürüst ve iyi insanların esenliği
için dua ederim. Cumartesi günümü de burada, yine dua
ederek geçiririm.
- Ne güzel! Kaç senedir bunu sürdürüyorsunuz?
- İsrail'e göçtüğümden beri, yani 40 yılı geçti.
Gazeteci heyecanla sormuş:
- 40 yıldır her gün dua ediyorsunuz. 40 yıldır
yılmadınız. Bugün nasıl bir duygu içindesiniz, neler
hissediyorsunuz?
Uzun uzun iç geçirmiş yaşlı Musevi; sonra bezgin bir
sesle cevap vermiş:
- Vallahi artık bilemiyorum. İçimde, duvara
konuşuyormuşum gibi bir his var."


HACI BEKTAŞ VELİ-MEVLANA
Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır.

Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi birşey yapmış
olmak için bunu Hacı Bektaş Veli'nin dergahına kurban olarak bağışlamak
ister. (O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu.)

Durumu Hacı Bektaş Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli helal değildir diye
bu kurbanı geri çevirir.

Bunun üzerine adam Mevlevi dergahına gider ve aynı durumu Mevlana'ya
anlatır, Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş
Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve
Mevlana'ya bunun sebebini
sorar.

Mevlana şöyle der:

- Biz bir karga isek Haci Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe
konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul
etmeyebilir.

Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergahı'na gider ve Hacı Bektaş Veli'ye,
Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı
Bektaş Veli'ye sorar.

Haci Bektaş da şöyle der:

- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın  gönlü okyanus
gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun
engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.


-----------------------------------------------------
İnsanların birbirlerine duydukları saygı ve sevgi, yürekten gelen doğal
tevazu sadece hikâyelerde kalmış olabilir mi?

Bütün kırgınlıkların sevgiye barışa dostluğa dönüşmesi temennisiyle...
DOSTLUK
 
Çölde yolculuk eden iki arkadaş hakkında bir hikaye anlatılır. Yolculuğun bir   aşamasında iki arkadaş tartışırlar biri ötekine bir tokat aşk eder. Tokatı    yiyenin canı çok yanar ama tek kelime etmez ve kum üzerine şu sözleri   yazar: "BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BANA BİR TOKAT ATTI."   
 
Yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek yürümeyi sürdürürler .   Tokatı yiyen yıkanırken batağa saplanır boğulmak üzereyken arkadaşı    tarafından kurtarılır. Boğulmak üzere olan arkadaş tam selamete çıktıktan   sonra bir kaya parçası üzerine şu sözleri kazır: "BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM   BENİM HAYATIMI KURTARDI." Tokatı vuran ve sonra en iyi arkadaşının   
hayatını kurtaran kişi ona şöyle der ," senin canını yaktığımda bunu kum   üzerine yazdın ama şimdi kayaya kazıyorsun,neden?" Öbür arkadaş ona    şöyle cevap verir. "Biri bizi incittiğinde bunu kum üzerine yazmalıyız ki   bağışlama rüzgarı estiğinde onu silebilsin. Ama biri bize iyi bir şey yaparsa   onu kayaya kazımalı ki onu hiçbir rüzgar yok etmesin. " İNCİNMELERİNİZİ   KUMA , GÖRDÜĞÜNÜZ İYLİKLERİ KAYALARA KAZIMAYI ÖĞRENİN."
Denilir ki:   özel birini bulmak bir dakikanızı alır,onu değerlendirmeniz bir saat içinde   olur,onu sevmek için bir gün yeter ama sonra onu unutabilmek için bir    ömrün geçmesi gerekir.
 
 
GERÇEK DOST
Savasin en kanli gunlerinden biriydi. Asker en
iyi arkadasinin az ileride, kanlar icinde yere
 dustugunu gördü. İnsanın başını bir saniye
siperden cikaramayacagi gibi bir ates altindaydilar.
Asker tegmenine kostu hemen:
  - Komutanim, bir kosu arkadasimi alip geleyim mi?
 "Delirdin mi?" der gibi bakti tegmen...
 - Gitmeye değmez oglum, arkadasin delik desik olmus.
 Buyuk olasilikla ölmustur bile. Kendi hayatini
 da tehlikeye atma sakin!
 Ama asker o kadar israr etti ki,
 tegmen izin vermek zorunda kaldi.
  — Peki, dene bakalim!
 Asker yogun ates altinda firladi siperden
 ve mucize eseri,arkadasinin yanina kadar gitti,
 yarali arkadasini sirtlandigi gibi tasidi.
Birlikte siperin icine yuvarlandilar.
Tegmen kosup yaraliya bir goz atti ve nefes nefese
 bir kenara ·yikilmis askere dondu:
 - Sana hayatini tehlikeye atmaya degmez,
dememis miydim? Bu zaten ölmüs...
 — Degdi Komutanim, degdi! Dedi asker.
 - Nasil degdi, arkadasin zaten olmus,
 gormuyor musun?
 - Gene de degdi komutanim, cunku yanina
 vardigimda henuz yasiyordu...
 Ve onun son sozlerini duymak, dunyalara
 bedeldi benim icin...
 Ve, hickirarak, arkadasinin son sozlerini
 tekrarladi:
 "Gelecegini biliyordum!"
 GELECEGINI BILIYORDUM!
 Kalbimizde "arkadaslik" denilen bir mucize var.
 Nasil oldugunu, nasil basladigini bilemezsiniz.
Ama bunun ozel bir armagan oldugunu, Allah'in
bir lutfu oldugunu bilirsiniz.
 Gercekten de arkadaslar nadide mucevherlerdir.
 Yuzunuzu guldurup,
basarmaniz icin cesaret verirler.
  Sizi dinlerler ve kalplerini acmaya hazirdirlar.
 
HAYIRSEVER
Sehrin hayirsever vakiflarindan birindeki çalisanlar sehrin en basarili avukatindan henüz herhangi bir bagis almamis olduklarini fark ettiler. Bagis toplama görevindeki kisi avukati bagista bulunmasi için ikna etmeye çalisiyordu: "-Arastirmalarimiza göre yillik geliriniz en az 500 000 dolar, ancak bugüne kadar hiç bir hayir isine bir kurus bagista bulunmamissiniz. O paranin bir kismini bir sekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?" Avukat bir süre düsündü, sonra: "-Önce, arastimalariniz annemin uzun bir hastaliktan sonra ölmek üzere oldugunu ve hastane masraflarinin onun yillik gelirinin bir kaç kat üstünde oldugunu da gösterdi mi?" Görevli utandi: "-Sey, hayir." "-Sonra, kardesimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkum oldugunu?" Görevli utancindan kipkirmizi kesilmis bir halde özür dilemeye çalisirken avukat onun sözünü kesti: "-Ya da kizkardesimin kocasinin bir trafik kazasinda öldügünü ve onu üç çocuguyla bes parasiz biraktigini?" Görevli yerin dibine geçmisti, sadece, "-Hayir, hiç bir bilgim yoktu ..." diye mirildanabildi. Avukat bir kez daha onun sözünü keserek devam etti: "-Pekala, ben onlara zerre miktar para vermezken size niçin vereyim?
 
 
ZEYTİN
"Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini >>söyledi. Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: "Nazif Bey >>mi?"dedi. "Evet, Nazif Bey!" diye cevap alınca, hüzünlü bir ses >>tonuyla "Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl >>oldu." dedi.Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine. >>"Ya, öyle mi...?" diyebildi sadece.Hicranlı bir suskunlukla bir >>müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlaryanaklarından >>süzülüp göğsüne damladı. Kendisini Toparlayıp "Onun adına >>görüşebileceğim bir yakını var mı acaba?" diye sordu."Evet var, >>oğlu Selim Bey....". Titrek bir sesle "Öyleyse Selim Beyle >>görüşebilir miyim?" dedi. Görevli hanım,insanda saygı uyandıran bu >>Kibar beyefendiye, "Selim Bey oldukça meşgul bir insan,randevusuz >>görüşmek pek mümkün olmuyor; ama ben yine de kendisine bir haber >>vereyim." dedive telefona yöneldi.. Sonra "Kim diyelim efendim?" >>diye sordu. "Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım." cevabı >>üzerine sekreter dahili telefonu çevirdi.Daha sonra mütebessim bir >>çehreyle, "Selim Bey sizinle görüşmeyi kabul etti, lütfen beni >>takip edin." dedi.Beraber merdivenden çıktılar.İnce bir zevkle >>döşenmiş geniş bir salondan geçip büyük birkapının önünde durdular, >>sekreter kapıyı açarak, 'Buyurun!' dedi. O da içeri girdi. >>Kendisini ayakta bekleyenvakur ve mütebessim gence doğru hızlı >>adımlarla yürüdü, elini uzatarak, "Merhaba, ben Prof. Dr. Mehmet >>Baydemir." dedi."Bendeniz de Selim Cebeci... Lütfen buyurun, >>oturun." dedi,genç iş adamı.Mehmet Bey, kendisine gösterilen yere >>oturur oturmaz:"Yirmi üç yıl,tam yirmi üç yıl... Vaktiyle bana burs >>verip okumama vesileolan insanın elini öpmek için bu ânı bekledim." >>dedi ve dudakları titredi, gözleri doldu."Ama o büyük insanın elini >>öpmek nasip değilmiş, bunun için ne kadar üzgünüm >>anlatamam."Yaşarmış gözlerini kuruladıktan sonra Selim Beye döndü: >>"Fakat en azından o büyük insanınmahdumunun elini sıkmaktan da >>bahtiyarım." Misafirin bu sözleri üzerine Selim Bey yerinden >>fırladı,kulaklarına inanamıyordu. Kelimelerinin her biri birer >>hayret nidâsı gibi dizildi cümlelerine: "Mehmet Baydemirdemiştiniz >>değil mi, Tosyalı Mehmet Baydemir mi?" Profesör, delikanlının bu >>heyecanlı haline bir anlamveremeyerek başıyla "Evet" dedi. Bunun >>üzerine Selim Beyin gözleri sevinçle parladı. "Babamla sizi uzun >>yıllararadık; ama bulamadık." dedi.Profesörün yanına gelerek iki >>eliyle elini tuttu, candan bir dost gibi sıktı ve "Sizi karşıma >>Allah çıkardı." dedi.Bu sözler profesörü çok şaşırtmıştı"Uzun >>yıllar beni mi aradınız? Peki ama neden?" dedi.Selim Bey gülen >>gözlerle profesöre bakarak "Bizdeki emanetiniziVermek için..." >>deyince, profesörün şaşkınlığı iyiden iyiye arttı. "Emanet mi?" >>dedi. Selim Bey cevap vermeden yerine geçip telefonu çevirdi. >>Karşısındakine "Gelebilir misiniz?" deyiptelefonu kapattı. Mehmet >>Bey, Şaşkın gözlerle Selim Beye bakarken kapı çalındı, odaya iyi >>giyimli bir bey girdi.Selim Bey ona yanına gelmesini işaret etti, >>sonra kulağına bir şeyler fısıldadı. Gelen kişi bir şey >>söylemedengeldiği kapıya yöneldi. O çıkarken Selim Bey, misafiriyle >>tatlı bir sohbete başladı. Sohbetleri koyulaştıkça,çehrelerindeki >>şaşkınlık, yerini birbirlerine Hasret kırk yıllık ahbapların >>yeniden buluşmalarındaki sevinç, samimiyet ve güvene bırakmıştı. >>Mehmet Bey yurt dışındaki tahsilinden, araştırmalarından ve yirmi >>üç yıl boyunca her yıl büyüyen memleket hasretinden bahsetti. Sonra >>Nazif Beyin duvardaki portresini göstererek, "Bu günlerimi şu büyük >>insana borçluyum." dedi. "Bana yalnızca maddî destek vermedi,mânen >>de beni hiç yalnız bırakmadı. Yurt dışında tahsil görürken yanlışa >>her yeltendiğimde hayalen yanımda hazır oldu. 'Sana bunun için burs >>vermedim.' Diyerek bana istikamet verdi. Ona her namazımda dua >>ediyorum." dedi ve gözlerini Nazif Beyin duvardaki fotografına >>mıhladı. Sonra gözleri portrenin altındaki ilk anda mânâ veremediği >>diğer tabloya kaydı.Son derece şık bir çerçevenin içinde, bazı >>yerleri yamalı ve tamir görmüş oldukça eski bir çift çorap >>duruyordu. Biraz daha dikkatli baktığında çerçevede bazı cümlelerin >>de sıralandığını fark etti:"Bir müddet zeytin yiyeceğiz, >>sonra..."Selim Bey, kendisine bir soru sorduğu için başını ona >>çevirdi; fakat aklı tabloda kalmıştı. Selim Beye cevap verirken >>tabloya bir daha baktı. İkinci cümle de birinci cümle gibi üç nokta >>ile bitiyordu: "Bir müddet sabredeceğiz, sonra..."İyice >>meraklanmıştı. Bu ilk görüşmeleri olmasaydı, yanına gidip Tabloyu >>iyice inceleyecekti; fakat bu uygun düşmez, düşüncesiyle Yalnızca >>sohbet arasında göz ucuyla merakını gidermeye çalışıyordu. Ancak >>her seferinde biraz daha artan bir merakın içinde kalıyordu. Üçüncü >>cümlede: "Bir müddet yürüyeceğiz, sonra..." diye yazıyor ve altta >>böyle birkaç cümle daha sıralanıyordu. Artık aklı hep tablodaydı. >>Sonunda dayanamayıp, "Selim Bey merakımı mazur görün. Şu tabloya >>bir mânâ veremedim." Dedi.Selim Bey kendisine has bir gülüş ile >>misafirine baktı, derin bir nefes alarak"Malumunuz, babam varlıklı >>bir insandı. Oldukça iyi bir hayatımız vardı. Sonra ne olduysa her >>şeyimizi kaybettik. O zenginlikten geriye hiçbir şey kalmadı. >>Köşkümüzdeki hizmetçiler de gitti. Yemekleri artık annem yapıyordu. >>Hatırlıyorum da bir sabah, kahvaltıya sadece zeytin koyabilmişti. O >>zengin kahvaltılarımıza bedel, yalnızca zeytin... Şaşkınlık içinde, >>'Başka bir şey yok mu?' diye sormuştum. Bu sorukarşısında annemin >>hüngür hüngür ağlayışı gözümün önünden hiç gitmiyor.Annemin >>ağlayışına mukabil babam: 'Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra...' >>dedi ve durdu, güçlü bakışlarını üzerimizde >>gezdirdi,'Alışacağız.'dedi.Ve iştahla bir zeytin alıp ağzına attı. >>Birkaç gün sonra haciz memurları gelip köşkümüzü de elimizden >>aldılar. Kenar bir mahallede küçük, eski bir eve taşındık. Doğru >>dürüst bir eşyamız da kalmamıştı. Annem bezgin bir sesle: 'Bu evde >>hiçbir şey yok! Burada nasıl yaşayacağız.' Diye haykırdı.Bunun >>üzerine babam: 'Bir müddet sabredeceğiz, sonra alışacağız.' dedi >>Gittiğim özel okuldan ayrılmış, bir devlet okuluna yazılmıştım. >>Sabahleyin okula servisle gitmeyi umarken, babam elimden tuttu, 'Bu >>ilk günün, okula beraber gideceğiz.' dedi. Yürümeye başladık. Okul >>oldukça uzak gelmişti bana, yorulup geride kaldığımı hatırlıyorum. >>Babam kim bilir hangi düşüncelere dalmıştı. Geride kaldığımı fark >>etmemişti. Biraz sonra fark edince bana döndü. İsyan dolu >>bakışlarımı yüzünde gezdirdim. Bir an bana ızdırapla baktıktan >>sonra, yanıma geldi. Bir şey söylemesine fırsat vermeden, kızgın >>aynı zamanda nazlı bir tavırla, 'Yoruldum.' dedim. Babam oldukça >>sakin bir şekilde: 'Bir müddet yürüyeceğiz, sonra alışacağız.' >>dedi.Babam her sabah erkenden çıkıyor, geç saatlerde ancak >>dönüyordu. Döndüğünde ise küçük odaya çekiliyor, bazen saatlerce >>orada kalıyordu. Çoğu zaman buradan gözyaşları içerisinde çıktığını >>görüyordum. Bir gün, merakıma yenilip babamın küçük odasına girdim. >>Yerde bir seccade, seccadenin üzerinde de bir tespih vardı. Duvarda >>ise Arapça bir ibarenin altında şu yazı vardı: 'Allah borcunu ödeme >>niyetinde olanın kefilidir.'Babamın dediği gibi oldu, zor da olsa >>zamanla alıştık. Bu hal birkaç yıl sürdü. Bir gün babam eve çok >>farklı bir yüz ifadesiyle geldi. Ağlamaklı bir yüz ifadesi vardı. >>Her birimize bir paket getirmişti. Köşkten ayrıldığımız günden beri >>ilk defa paketlerle eve geliyordu. Bizi bir araya topladı. 'Bugün, >>benim için ne mânâya geliyor biliyormusunuz?' dedi, kelimeleri >>boğazına düğümlendi, gözlerine yaşlar hücum etti. Sözlerini kesmek >>zorunda kaldı. Her birimize hediyelerimizi teker teker verdi ve >>bizi ayrı ayrı kucaklayıp yanaklarımızdan öptü, kendisi de bir >>koltuğa oturdu. Cebinden gazeteye sarılı bir şey çıkardı. O sırada >>da ağlıyordu. Hepimiz şaşkınlık içinde babama bakıyorduk. Gazeteyi >>açtı, içinden bir çift yeni çorap çıkardı. Bu gözyaşlarıyla, bir >>çift çorabın alâkasını kurmaya çalışırken babam, beklemediğimiz bir >>şey yaptı. Çorabı burnuna götürdü, kokladı, kokladı. Arkasından >>hıçkırarak ağlamaya başladı.Hepimiz şok olmuştuk, tek kelime bile >>söylemeden bekledik.Babam nihayet kendisini topladı ve 'Bir zaman >>önce, büyük bir borcun altına girmiştim.Borcumu ödeme niyetiyle >>yeniden çalışmaya başladığım zaman kendi kendime 'bütün kazancım, >>borçlarımı ödeyinceye kadar alacaklılarımın hakkıdır. Onların >>hakkını vermeden ayağıma bir çorap almak bile bana haram olsun.' >>demiştim. Bugün ise, Allah'ın yardımıyla, borcumu bitirdim. Artık >>kimseye tek kuruş borcum kalmadı." dedi. Sonra gözyaşları içinde >>ayağındaki çorapları çıkarıp yeni çoraplarını giydi. Ben de o eski >>çorapları hem aziz bir baba yadigârı, hem de bir ibret nişanesi >>olarak sakladım. Bu çoraplar her gün bana: 'Paralarını ödeyinceye >>kadar bütün kazancım alacaklılarının hakkıdır.' diyor".Selim Beyin >>bakışları bilinmez âlemlere dalarken o,nemlenen gözlerini kuruladı, >>sonra dönüp duvardaki siyah-beyaz fotografa hayran hayran >>baktı."Babanız sandığımdan da büyükmüş Selim Bey. Ben olsaydım öyle >>müreffeh bir hayattan sonra anlattığınız gibi bir darlıkta, >>herhalde çıldırırdım." Selim Beye döndü ve "Siz ne yapardınız?" >>diye sordu. Selim Bey kendisine has tebessümü ile: "Bir müddet >>zeytin yerdim, sonra..."dedi ve gülümsedi. O sırada kapı çalındı, >>biraz önceki beyefendi elinde bir Kutuyla içeriye girdi. Kutuyu >>Selim Beyin masasına bırakıp çıktı. Selim Bey yerinden kalkıp >>kutuyu alarak Mehmet Beye uzattı. 'Buyurun, yıllarca size vermek >>istediğimiz emanetiniz.' dedi. Mehmet Bey bilinmez >>duygulariçerisinde kutuyu açtı. İçinden kadife bir kese çıktı. >>Keseyi açıp içini kutuya boşalttığında merakı iyiden iyiye arttı. >>Keseden birkaç tane cumhuriyet altını ile bir not çıkmıştı. Mehmet >>Bey hassasiyetle katlanmış kâğıdı açıp okumaya başladı.Sevgili >>Mehmet Bey oğlum,Bazen istediğimizi yaparız, çoğu zaman da mecbur >>olduğumuzu... Tahsil hayatınız boyunca size burs vermeyi taahhüt >>etmiştim. Ancak eğitiminizin son altı ayında size burs verme >>imkânını bulamadım. Bir müddet sonra imkânlarıma yeniden kavuştum; >>lâkin bu sefer de size ulaşamadım. Dolayısıyla size borçlandım ve >>borçlu kaldım. Eğer böyle bir borcu gözyaşı ve ızdırapla ödemek >>mümkün olsaydı, ben bu borcu fazlasıyla ödemiş olurdum. Zira >>sevgili oğlum, bu altı aylık zaman diliminde bursunu verememenin >>ızdırabıyla kaç gece ağladım. Her neyse, bursunuzu tarihlerindeki >>değeriyle altına çevirdim. Bu altınlar sizindir. Bunlar elinize >>ulaştığında, borçlarımın tamamını ödemiş olacağım.Sevgilerimle, >>Nazif Cebeci.Mehmet Bey neye uğradığını şaşırmıştı. Bu büyük >>insanın yüceliği karşısında bir çocuk gibi yalnızca ağlıyor, >>ağlıyordu. Selim Bey de bir hayli duygulanmıştı. Onun da >>yanaklarından yaşlar süzülüyordu. Bir ara yaşlı gözlerle babasının >>siyah-beyaz portresine baktı. Kendisine yıllarca hüzünle bakan >>gözleri, bu sefer sevinçle bakıyor gibiydi > >

 

 

Albüm

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

multiple  picture profile


loading